Transcontinental: Avrupa Kıtasını 11 Günde Geçmek!


Dünyada en çok seyredilen, en eski spor etkinliklerinden biri olan Fransa Turu’ndan çok daha uzun ama buna rağmen yarı sürede biten, üstelik bir kaç noktaya uğramak dışında rotası olmayan, hatta yarışçıların tüm gereksinimlerini kendilerinin karşıladığı, bir kıtanın ucundan diğer ucuna tek etaplı bir yarış düşünün.. İşte size Transcontinental Yarışı..

 

Yüzyıl başında, daha bisikletin doğduğu yıllarda, yüklerini bisiklete bağlayıp bilinmezliğe doğru pedal basan , yollar onları nereye götürürse oraya giden bir avuç gezgin, maceracı, kaşif ruhlu insanların yaptıklarının bir çeşit tekrarıdır bu tür yarışlar. Tek fark günümüz GPS teknolojisi sayesinde kimin nerede olduğunu anlık izleyebiliyoruz.

 

Bu yıl (2015) 3. sü yapılan bu yarış, Guiness Rekorlarına dünyayı en kısa sürede (91 günde) bisikletle turlayan kişi ünvanına sahip Mike Hall ‘un organizasyonu altında Belçika’dan başladı, İstanbul Rumeli Hisarı’nda bitti.

25 Temmuz’da bir çok ülkeden 200 yarışmacı start aldı. Belçika’dan Güney Fransa’ya kadar genelde yarışmacıların arasında fazla mesafe yoktu. Fakat Mont Ventoux tırmanılmaya başladığında bir çok yarışmacı yarışı terk etti. Bunların içinde 2013 yarışındaki tek kadın ve 152 günde dünyayı bisikletle turlama Guiness Rekoruna sahip Juliana Buhring de vardı. Dizleri iflas etmişti..

 

2015 yarışı bitiminde tanıştığım yarışçılardan Stephane Ouaja ufak tefek yapıda , 30 lu yaşlarda.. Geçen yılki yarışta arka vitesi kırıldığı için bu yıl fixie bir bisikletle katıldı ve yarışı 13 günde bitirdi. Alpler’e çıkış zor olmadı mı diye sorunca; “yoo çıkış değil de inişte çok zorlandım, bacaklarımı yana açıyordum (pedallara ayağını koymasına imkan yok çünkü; son sürat dönüyorlar) ve yoldaki tüm çukurları tüsekleri popomda hissetim, bu beni çok zorladı” dedi. İlk ve son gün tek seferde 450 km yapmış. Son gün hedefe az kalmışken uyumadan pedal basayım bir 100-150 km daha diye düşünüp bitişe yarışın kapanmasına 1 gün kala varmış. Arka tekerindeki 2 dişli de fiks. Biri bizim düz yolda kullandıklarımız kadar büyük.. Meğerse o yokuş içinmiş !..) Gönlümdeki birinci bence bu Stephane’dır. 4200 km ama fixie ile.. Hem de 13 günde..!

 

Bu yılki yarışın “en yaşlısı” ünvanına sahip İngiliz Mike Sheldrake de 13 günde bitirenlerden. Kendisi 66 yaşında bir “delikanlı”..Bazı durumların yaşla ilgisi olmadığını kanıtlarcasına oldukça enerjik ve neşeli olarak dolanıyordu bitiş partisinde..

 

Bu yıl yarışa katılan 3 kadından sadece biri parkuru tamamlayabildi.. İngiliz Jayne Wadsworth bir arkadaşı ile takım olmuş ama Arnavutlukta arkadaşı hastalanınca yola yalnız devam etmek zorunda kalmış..

 

Bu zorlu yarış bazıları için “güllük gülistanlık” değildi tabii. Kesin favorilerden James Hayden ortalara kadar yarışı en başta götürürken boyun sakatlığı yüzünden bir süre sonra o da yarışı bırakmak zorunda kaldı. Alnına ve göğsüne bağladığı bantları arkadan gerip boynunu dik tutmaya çalışarak bir süre daha idare etmiş ama sonunda o da bırakmış yarışmayı..

 

Etkinliğin bence “en talihsiz yarışçı” ödülü alması gereken İngiliz Karl Speed.. Kendisine italya’da 2 kez araba çarpıyor. Onların üstüne 3 kaza ve ülkemiz sınırlarına yaklaştığı sırada gece karanlığında yol bir anda yok oluyor ve arkadaş 3 m derinliğnde bir çukura düşüyor. Düşme sonucu yüzü ciddi bir şekilde yaralanıyor ve bilinci gidiyor.. Zaten çok uykusu olduğu için de o çukurda saatlerce kıpırdamadan uyuyor. Haritadan (Trackleaders) takip eden yakınları bir tuhaflık olduğunu anlayıp yarış direktörü Mike Hall’a haber veriyorlar. Bunun üzerine bölgeye yakın 2 yarışçı Karl’ın bulunduğu yere ulaşıp, düştüğü çukurdan çıkartıyorlar bahtsız adamı..Adamcağızın kötü kaderi İstanbul’da da peşini bırakmıyor ve şişlikten kısmen kapanmış gözü yüzünden bir trafik levhasına çarpıp yine düşüyor.. Neyse ki Karl bu kadar talihsizlerin üstüne kendini Yeniköy’de bekleyen 3 çocuğu ve eşine kavuşmuş olmanın verdiği mutlulukla zorlukları ve yaşadıklarını unutmuş görünüyordu ve karşılaşmaları gerçekten çok duygusaldı.. Burada Karl’ın kişiliğinde insan azmine hayran olmamak elde değil..

 

Bazı yarışçılarla konuştuğumda “ne oldu da bu yarışa girdiniz” sorusunun cevabında youtube’daki bir videoyu söyledi hepsi. 2103 yarışına katılan Recep Yeşil ve arkadaşının 4 bölümlük belgeseli bir çok kişiye ilham kaynağı olmuş.

Böyle insan gücü sınırlarını aşan bir epik macerada kas gücünün, dayanıklılığının önemi kadar mental dayanıklılık çok önemli.. Zaten İstanbul Hisar’a tam 10 günde ilk gelen Josh Ibett’e göre bu bir yarış değil, bir macera, kendinle hesaplaşma..Diğer önemli konu da yol boyunca beslenme. Yarışçılara genelde ne yediklerini sorduğumda ortak cevap: “ Ne bulursak” oldu. Çoğunlukla benzincilerde durdukları için orada buldukları genelde bisküvi tarzı gıdalar olmuş. Tabii ki ortak olarak paylaştıkları fikir; bir süre enerji verici karbonhidratlardan sonra insan sıkılyor ve doğru düzgün bir gıda almak istiyor.. Bu da otelde kaldıkları zaman yağlı bir et yemeği oluyormuş.. Bitiş noktasındaki kafede yarışçıların ilk yaptığı şey “masaya oturup” birayla beraber “düzgün” bir yemek yemek oluyordu çoğunlukla.

 Bu yılın parkuru geçen yıla göre çok daha zorlaştırılmış. Belçika’nın Vlaanderen kentinden başlayan yarış rotası , Güney Fransa’ya doğru inip Avignon yakınlarından Alpler’e Mont Ventoux tırmanışıyla devam ediyor.. Daha sonra Sestriere tırmanışı geliyor. Bu 2 tırmanış zaten bazı yarışçılar için yolun sonu oluyor. Sestriere’den sonra herhalde yarışçıları en çok zorlayan Strada dell’Assietta olmalı.. Çünkü burası 45 km’lik taşlı bir iniş.. Yarışa bir TT (Time Trial) bisikletle katılan Ultan Coyle de bir süre sonra bisikletten inip yürümek zorunda kalmış.. Burada temelinde dağ bisikletçiliği olan katılımcılar nispeten çok daha kolay atlatmışlar bu bölümü.. Alpler’den inişten sonra Kuzey İtalya’nın geniş Po ovası aşıldı.. Buradan sonra çoğu yarışçı Slovenya’dan Balkan ülkelerine giriş yaparken bir kısmı da Orta İtalya’ya doğru inip Ancona’dan gemiye binip Hırvatistan’ın Split kentine geçtiler.. Gemide bol bol dinlenenler karaya çıktıktan sonra zorunlu uğrama noktasına giderken bol bol dağ aşmak zorunda kaldı. Yarışçıların trafik konusunda güvenlik sorunları yaşadıkları yer genelde Balkan ülkeleri..Hırvatistan ve Bosna Hersek’te alternatif yol seçeneği pek yok ve olan ana yol da dar ve çok yoğun trafikli.. Montenegro’dan sonra yarışçıların bir kısmı Makedonya üzerinden Bulgaristan ve Kapıkule girişli Türkiye rotasını, bir kısmı da Arnavutluk, Yunanistan ve İpsala girişli Türkiye rotasını kullandı. Yarışçıları en çok zorlayan etaplardan biri de (hatta çoğuna göre en zoru) Türkiye sınırından sonra İstanbul’a ulaşmaya çalışmak olmuş. Zorluğun nedeni yoğun trafik ve bazı noktalarda emniyet şeridi olmaması.. Belgrad Ormanından geçmek zorunluğu da olunca Eski İstanbul yolundaki yeni köprü inşaatı için çalışan kamyonların “terörü”, onca yorgunluğun, zorluğun üstüne tuz- biber ekmiş..

Neyse ki, yarışçıların çoğunlukla tek başlarına gittiği, aralarında yüzlerce, hatta binlerce kilometre mesafelerin bulunduğu bir yarışta ufak tefek kazalar dışında daha ciddi sorunlar olmadan yarış sonlanıyor.. (Bu yazı hazırlanırken daha yollarda olan yarışmacılar vardı.)

2013 yılında ilki yapılan yarışa sadece 30-40 kişi katılmıştı.. Bu yılın yarışında 200 yarışmacı start aldı.. Bu da gösteriyor ki bu tür yarışlara ilgi artıyor.. Takımların yarıştığı yol bisikleti yarışlarından farklı olarak burada sporcular kendileriyle yarışıyor bir anlamda.. Desteksiz, bir başlarına..Kıta aşıyorlar ama en derin yolculukları herhalde kendi iç dünyaları içinde olsa gerek..

Belki bu yazı da birilerine ilham kaynağı olmuştur, kim bilir..

(Youtube’da İzlemek isteyenler için: MELONS, TRUCKS & ANGRY DOGS: GOING AWOL ON THE TRANSCONTINENTAL RACE)

 

Gürsel Akay

Ağustos 2015..